ISSN: 0377-9777 / e-ISSN: 1308-2523
Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji Dergisi - Turk Hij Den Biyol Derg: 83 (2)
Cilt: 83  Sayı: 2 - 2026
TÜM DERGİ
1. 
THDBD 2026-2 Cilt 83 Tüm Dergi
TBHEB 2026-2 Vol 83 Full Printed Journal
Utku ERCÖMERT
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.25664  Sayfalar 92 - 183
Makale Özeti |Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
2. 
Eosin Y boyama testi ile sperm vitalite değerlendirmesi
Eosin Y staining test for sperm vitality assessment
Metin ÖZDEMİR, Muharrem BAL, Ünal KARTAL
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.01979  Sayfalar 93 - 102
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, membran bütünlüğü esasına dayanan su bazlı Eosin Y boyaması ile sperm hücre canlılığının ışık mikroskobunda değerlendirilmesi, bu yöntemin in vitro hizmet laboratuvarlarında uygulanabilirliğinin araştırılması ve 5. ile 30. dakika vitalite değerlerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada hastanemize çeşitli nedenlerle başvuran 46 hastaya ait semen örnekleri dahil edildi. Tüm hastaların semen incelemesi SQA-V Gold sisteminde yapıldı. Likefaksiyon sonrası ilk 5 dakika içinde ve 30. dakikada tüm örnekler Eosin Y ile boyanıp lam lamel arası 400x büyütmede 200 sperm hücresi sayılarak vitalite yüzdesi belirlendi. Çalışmada manuel Makler® Sperm Sayma Kamarası ve otomatize SQA-V Gold (Mes Electronic System) sistemi kullanıldı.

BULGULAR: Çalışmada hastaların yedisinde (%15,2) toplam sperm motilitesi %40’ın altındaydı. Ortalama toplam sperm motilitesi %57,2±19,9; ortalama ileri motilite %38,3±20,8 idi. 5. dakika ortalama sperm vitalitesi %81,9±14,3; 30. dakika ortalama vitalite %74,6±12,5 idi. Ortalama 30. dakika vitalitesi / 5. dakika vitalitesi oranı %86,3±6,7 olarak saptandı. Toplam sperm motilitesi %40’ın üzerinde olanlarda ortalama 5. dakika (p=0,01) ve 30. dakika (p=0,02) sperm vitalitesi anlamlı yüksek bulundu. Ortalama sperm konsantrasyonu (p=0,553) ve ortalama 30. dakika / 5. dakika vitalite oranları (p=0,156) gruplar arasında benzerdi. Boya değerlendirme zamanı 5 dakikadan 30 dakikaya çıkınca vitalitede anlamlı seviyede düşme gözlendi (p=0,001). Yapılan korelasyon analizinde toplam motilite ile 5. dakika (p<0,001; r=0,686) ve 30. dakika (p=0,035; r=0,499) vitaliteleri arasında pozitif yönlü anlamlı korelasyon saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız su bazlı Eosin Y boyası ile yapılan vitalite testinin kolay ve tercih edilebilir bir yöntem olduğunu göstermiştir. Çalışmamızda elde edilen bulgular sperm motilitesinin sperm vitalitesini yansıtmakta önemli olduğunu ancak buna rağmen hareketsiz spermlerin bile çoğunluğunda vitalitenin devam ettiğini, infertilitenin araştırılmasında sperm vitalite testinin yapılmasının kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bulgularımız ayrıca 5. dakikadaki incelemeden sonra 30. dakikaya kadar sperm vitalite oranında belirgin bir düşüş olduğunu, ancak buna rağmen 30. dakikadaki vitalite incelemesinin de infertilitenin saptanması açısından önemli bilgiler sağladığını göstermektedir. Çalışmamızda ek olarak kullanılan 30. dakika / 5. dakika vitalite oranı belirteci 30. dakikadaki vitalite oranının 5. dakikadaki vitalitenin tahmin edilmesinde kullanılabileceğini işaret etmektedir.

3. 
Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk genel aşı istatistiğinin değerlendirilmesi (1902/1903)
The evaluation of the first general vaccination statistics of the Ottoman Empire (1902/1903)
Arif Hüdai KÖKEN, Ahmet NİZAMOĞLU, Hüseyin İLTER
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.39297  Sayfalar 103 - 118
GİRİŞ ve AMAÇ: Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat’tan itibaren tedavi edici sağlık hizmetlerinin yanında koruyucu sağlık hizmetleri de sistemli bir biçimde planlanarak hayata geçirilmiştir. Planlanan ve hayata geçirilmesi istenen tüm hizmetlerin, halkın sağlık sorunlarına çözüm olabilmesi için gerek maddi gerekse de insan kaynağı ile bir sağlık hizmeti organizasyonu kurulması gerekmektedir. Özellikle II. Abdülhamid Dönemi’nde sağlık politikalarının merkez ve taşrada etkili şekilde uygulanması, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede önemli adımlar atılmasını sağlamıştır. Halk sağlığını tehdit eden bulaşıcı ve salgın hastalıklardan çiçek ve kuduzla mücadele etmek için Bakteriyolojihâne-i Şahâne ve Dâü’l-kelb Tedavihanesi’nin kurulması ve ilgili yasal düzenlemelerin yapılarak etkili bir şekilde çalışmaya başlaması planlanan halk sağlığı politikalarının kurumsallaştığının bir göstergesi olmuştur. Bu süreçte çiçek hastalığına karşı mücadelenin kurumsal bir yapıya kavuştuğu ve aşılama faaliyetlerinin kayıt altına alınarak düzenlendiği görülmektedir. Bu çalışmada, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1902-1903 yıllarına ait ilk genel aşı istatistiğini tıp tarihi ve halk sağlığı perspektifinden değerlendirmek amaçlanmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden tarama modeli ve doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın ana kaynağı, Telkihhane-i Şahane Müdürü Rıfat Hüsamettin tarafından hazırlanan ve Atatürk Üniversitesi Seyfettin Özege Koleksiyonu’ndan temin edilen “Telkihhâne-i Şâhâne’nin 1318 Senesine Mahsus İstatistik Risalesi”dir. Eser Osmanlı Türkçesinden transkribe edilerek analiz edilmiş, elde edilen veriler tablo ve grafiklere dönüştürülmüştür. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri belgeleri ve telif eserlerle literatür desteği sağlanmıştır.
BULGULAR: 1902’de Osmanlı’da 195.323 aşı tüpü üretilmiş ve 521.404 kişi aşılanmıştır. 1903 yılında ise 234.067 aşı tüpü üretilerek 515.663 kişi aşılanmıştır. Telkihhane-i Şahane’nin yanı sıra taşrada kurulan telkihhaneler ve kısa süreli eğitimle yetiştirilen aşı memurları, bu sürecin başarısında etkili olmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Osmanlı’nın ilk genel aşı istatistiği, merkezi yönetimin sağlık alanında ulaştığı kurumsallaşma düzeyini ve etkinliğini gözler önüne sermektedir. Aşılama faaliyetlerinin geniş coğrafyalara yayılması, sağlık reformlarının sürdürülebilirliğini ve halk sağlığını koruma konusundaki başarıyı göstermektedir.

4. 
Klebsiella pneumoniae izolatlarında karbapenem direnç genlerinin saptanması ve seftazidim / avibaktam’ın in vitro duyarlılığının araştırılması
Detection of carbapenem resistance genes in Klebsiella pneumoniae isolates and investigation of in vitro susceptibility of ceftazidime/avibactam
Mehtap Hülya ASLAN, Ömer KARAŞAHİN, Ayşenur YAZICI
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.55553  Sayfalar 119 - 128
GİRİŞ ve AMAÇ: Antibiyotiklere karşı artan direnç, özellikle Gram-negatif mikroorganizma enfeksiyonlarının tedavisini etkileyerek halk sağlığına yönelik en büyük tehditlerden biri haline gelmiştir. Seftazidim-avibaktam, çoklu ilaca dirençli Enterobacterales türlerine karşı kullanılan β-laktam/β-laktamaz inhibitörü kombinasyonudur. Her bölgedeki endemik K. pneumoniae suşlarının genotipi, Seftazidim-avibaktam direnç oranına en önemli katkıyı yapan unsurdur. Bu çalışmada Bölge Şehir Hastanesi konumunda olan hastanemizde saptanan K. pneumoniae izolatlarının karbapenem direnç genleri ve bunlara karşı Seftazidim-avibaktamın in vitro duyarlılığı belirlenerek klinisyene tedavi planlaması konusunda yol gösterici olmak ve literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Mart 2020-Mayıs 2021 tarihleri arasında çeşitli kliniklerden, Mikrobiyoloji Laboratuvarı’na gönderilen 64 hasta örneği çalışmaya dahil edildi. Üreyen izolatların tür düzeyinde tanımlanması ve antibiyotik duyarlılık testleri BD Phoenix ID/AST (BD Diagnostic Systems, Sparks, MD, USA) bakteri tanımlaması ve antibiyotik duyarlılık otomatize sistem cihazı ile yapıldı. İzolatların antibiyotiklere duyarlılıkları Avrupa Antimikrobiyal Duyarlılık Testi Komitesi (European Committee of Antimicrobial Susceptibility Testing, EUCAST) kriterlerine göre değerlendirildi. K. pneumoniae izolatlarının Seftazidim-avibaktam duyarlılığı disk difüzyon yöntemi ile belirlendi. İzolatların genomik DNA’ları fenol-kloroform ekstraksiyon yöntemi ile elde edilerek karbapenem direnç genlerinin varlığı Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile araştırıldı.
BULGULAR: Çalışmaya alınan 64 izolatın 34 (%53,1)’ü amikasine dirençli bulundu. Karbapenem dirençli 64 K. pneumoniae izolatının, 35 (%54,7)’inde blaOxa-48 geni saptandı. blaNDM ve blaKPC genleri sırasıyla,1(1,56%) ve 1(1,56%) örnekte tespit edildi. İzolatların 18 (%28,1)’inde ise araştırılan genlerin hiçbiri saptanamadı. K. pneumoniae izolatlarının 57(%89,1)’si Seftazidim-avibaktama duyarlı, 7 (%10,1)’si dirençli tespit edildi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Antibiyotik direnç profillerinin, karbapenem direnç genlerinin belirlenmesi, tedavi seçeneklerine karar verme ve tedavi sürecinin yönetilmesine önemli katkı sağlar. Verilerimiz Seftazidim-avibaktamın karbapenem dirençli K. pneumoniae izolatları için iyi bir alternatif seçenek olduğunu göstermektedir.

5. 
HIV infeksiyonu olan ve olmayan bireylerde influenza aşısı konusundaki bilgi düzeyinin ve aşı olma durumunun incelenmesi
Evaluation of knowledge regarding influenza and vaccination status among outpatients with and without HIV infection
Çağla KESKİN SARITAŞ, Dilek YAĞCI ÇAĞLAYIK
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.59375  Sayfalar 129 - 138
GİRİŞ ve AMAÇ: HIV’le yaşayan bireyler (HYB), immünosupresyonu olan bireyler, 65 yaşın üzerindeki yetişkinler ve bazı komorbiteleri olan hastalar, şiddetli grip ve komplikasyonları açısından risk altında olup, bu gruplarda aşılama önem arz etmektedir. Bu çalışmada HYB’ler ve poliklinik başvurusu yapan diğer hastaların grip aşısı olma oranlarını, aşı ve hastalık hakkındaki bilgi düzeyini ve HYB’de grip aşısı olmaya etki eden faktörleri belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ekim-Kasım 2025 tarihleri arasında merkezimizde, aynı hekim tarafından takip edilen HIV enfeksiyonu olan tüm hastalar ve enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji polikliniğine gelen diğer hastalar çalışmaya dahil edildi. Katılımcılardan gripten korunmaya yönelik sağlık inanç modeli ölçek formundaki soruları yanıtlamaları istendi. Grip aşısı olma durumları sorgulandı. Demografik ve klinik bilgileri kaydedildi ve analiz edildi.
BULGULAR: Çalışmaya 53 (%43,1)’ü HIV enfeksiyonu tanılı ve 70 (%56,9)’i HIV enfeksiyonu tanısı olmayanlar (non-HIV) olmak üzere toplam 123 olgu katıldı. HIV grubunda influenza aşısı olma oranı (%64,2), non-HIV grubuna (%30) göre anlamlı şekilde daha yüksekti (p<0,05). HIV enfeksiyonu olanlar arasında influenza aşı olma durumunu etkileyen tek faktör, gripten korunmaya yönelik sağlık inanç modeli ölçek puanıydı. Aşı olanlar ve olmayanlar arasında yaş grupları dağılımı, cinsiyet dağılımı, merkezden takip süresi, sosyoekonomik durum, eğitim durumu açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Komorbiditesi olan HYB’de aşılama oranı (%73,9), diğer popülasyondaki komorbiditeli bireylerden (%45,9) yüksek olmakla birlikte istatistiksel anlamlılık sağlanmadı (p>0,05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: HYB’de grip aşısı olma oranları, diğer hasta popülasyonuna göre yüksek bulunmuştur. Ancak bu grubun riskli olması ve ülkemizde aşının ücretsiz sağlanması nedeniyle aşılanma oranlarının artırılması gerekmektedir. Elde ettiğimiz veriler değerlendirildiğinde özellikle bilgi düzeyinin artırılması ve bunun da hekim danışmanlığı aracılığıyla sağlanmasının önemini göstermektedir.

6. 
Nioli Esansiyel Yağının (Melaleuca quinquenervia) antimikrobiyal aktivitesinin iki farklı yöntemle belirlenmesi
Determination of antimicrobial activity of Niaouli Essential Oil (Melaleuca quinquenervia) by two different methods
Sümeyye AKYÜZ
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.67878  Sayfalar 139 - 148
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada ticari olarak satılan ve içeriğindeki biyoaktif bileşenler sayesinde antiseptik, antimikrobiyal, antioksidan, antiinflamatuar ve antiprotozoal etkileri olduğu bilinen Nioli Esansiyel Yağı (Melaleuca quinquenervia)’nın, 8 farklı standart bakteri, 2 standart maya mantarı ve 1 klinik Candida suşuna karşı antimikrobiyal aktivitesinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İzolatlara karşı test edilen nioli esansiyel yağının antimikrobiyal etkinliği, EUCAST ve CLSI önerileri doğrultusunda disk difüzyon ve sıvı mikrodilüsyon yöntemi ile belirlenmiştir. Mikrobiyal suşların 10 tanesi American Type Culture Collection (ATCC) suşu olup, 1 tanesi klinik Candida auris izolatıdır. İzolatlar üniversitemizin suş koleksiyonundan temin edilmiştir.
BULGULAR: Çalışmamızda Nioli Esansiyel Yağı (Melaleuca quinquenervia)’nın disk difüzyon yöntemiyle en etkili olduğu bakteriler sırasıyla Staphylococcus aureus (20 ± 0.0 mm) ve Streptococcus pneumoniae (17.3 ± 0.57 mm), en etkili olduğu mantar ise Candida albicans (20.6 ± 0.57 mm) olarak belirlenmiştir. Candida auris suşu 16.0 ± 1.0 mm’lik bir inhibisyon zonu oluşturmuştur. Sıvı mikrodilüsyon yöntemi ile en düşük MİK değerleri yine S. aureus (62.5 µg/mL) ve C. albicans (62.5 µg/mL) için belirlenmiştir. Gram negatifler içerisinde en etkili bulunan izolat Klebsiella pneumoniae (125 µg/mL), en az etkili bulunan izolatlar ise Pseudomonas aeruginosa, Salmonella enteritidis ve Enterococcus faecalis (>250 µg/mL) olarak saptanmıştır. C. auris’in MİK değeri, pozitif kontrole (Flukonazol: 125 µg/mL) göre bir üst konsantrasyon olan 250 µg/mL olarak bulunmuştur.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Standart suşlar üzerinde antimikrobiyal etkinliği araştırılan nioli esansiyel yağının farklı düzeylerde antibakteriyel ve antifungal etkisinin olduğu tespit edilmiş olup, test edilen her iki yöntemle de Gram pozitif bakterilere ve mantarlara Gram negatif bakterilere göre daha etkili olduğu görülmüştür. Mayalar içerisinde özellikle C. albicans’a etkili bulunmakla birlikte, günümüzde önemi giderek artan C. auris suşuna karşı da antimikrobiyal aktivite sergilemiştir. Antibakteriyel ve antifungal ajanlara karşı direnç oranlarının artması nedeniyle, alternatif tedavi seçeneklerinin araştırıldığı bu tür çalışmalara daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.


7. 
Türkiye’de sağlık okuryazarlığında medya içeriklerinin rolü: YouTube sağlık videoları üzerine bir inceleme
The role of media content in health literacy in Turkey: A review of YouTube health videos
Ahmet Serkan OKAY, Mehmet ÖZDEMİR
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.45914  Sayfalar 149 - 162
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, dijital medyada sağlık alanında üretilen kanser, beslenme ve hijyen temalı video içeriklerinin sağlık okuryazarlığı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. YouTube üzerinden içerik üreten sağlık çalışanları ve sağlık kuruluşlarının kanser, hijyen ve beslenme temalı videoları incelenerek, bu medya içeriklerinin sağlık okuryazarlığı bağlamında kullanıcılar üzerindeki rolü değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında video içerikleri erişilebilirlik, anlaşılabilirlik ve etkileşim unsurları açısından analiz edilmiş; ayrıca kullanıcı yorumları sağlık iletişimi perspektifinden incelenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada, medya içeriklerinin sağlık okuryazarlığı üzerindeki rolünü ortaya koymak amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi kullanılmıştır. Veri seti MAXQDA programı aracılığıyla oluşturulmuş ve araştırma kapsamında belirlenen kategoriler doğrultusunda kodlanmıştır. Kodlanan veriler üzerinde frekans analizi yapılmıştır. Araştırma Türkiye özelinde gerçekleştirilmiş olup, sağlık alanında video içerik üreten YouTube kanalları çalışmaya dahil edilmiştir. Bu kanallar arasından, Boomsocial web sitesi verilerine göre en yüksek abone sayısına sahip olanlar seçilmiştir.
BULGULAR: Araştırmada Türkiye’de sağlık alanında en yüksek abone ve etkileşim oranına sahip kanallar arasından seçilen kanser, beslenme ve hijyen temalı toplam 63 YouTube videosu incelenmiştir. Bu videolara toplam 8949 yorum yapıldığı belirlenmiştir. Video içeriklerinde etkileşim oranlarının %31,75 ile 10.000–100.000 aralığında yoğunlaştığı, içerik sürelerinin çoğunlukla 5 dakikadan kısa olduğu ve en sık kullanılan veri türünün video olduğu saptanmıştır. İçerik sunumunda sağlık çalışanlarının uzmanlıklarından yararlanıldığı ve bu kişilerin izleyicileri harekete geçirici mesajlar verdiği görülmüştür. Video yorumlarının analizinde, kullanıcıların sağlık okuryazarlığı açısından çoğunlukla etkileşimsel düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yorumların duygu analizinin genel olarak pozitif yönde olduğu ve içeriklerin büyük ölçüde bilgi talebi içerdiği saptanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: YouTube’da yayınlanan sağlık temalı videoların, bireylerin sağlık okuryazarlığı gelişimi ve yönlendirilmesi üzerinde önemli bir potansiyele sahip olduğu belirlenmiştir. Video yorumları incelendiğinde, sağlık okuryazarlığının etkileşimsel boyutta yoğunlaştığı, işlevsel boyutta anlama ve uygulama becerilerinin belirgin olduğu, ancak eleştirel boyutun nispeten zayıf kaldığı görülmüştür. Bu durum, kullanıcıların sağlık içeriklerine yönelik aktif bir okuryazarlık pratiği geliştirdiklerini göstermektedir.

OLGU SUNUMU
8. 
Mesane kanserli bir hastada Mucor circinelloides tür kompleksi kaynaklı fungemi: Nadir bir olgu sunumu
Fungemia caused by Mucor circinelloides species complex in a patient with bladder cancer: A rare case report
Burak EZER, Alperen CEYLAN, Seda Nur ARAZİ KAN, Selin UĞRAKLI, Rukiyye BULUT
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.35724  Sayfalar 163 - 168
Mukormikoz, Zygomycetes sınıfına ait mantarların neden olduğu, hızlı seyreden, mortalite ve morbiditesi yüksek bir mantar enfeksiyon hastalığıdır. En sık mukormikoz etkenleri arasında Rhizopus spp., Mucor spp. ve Lichtheimia spp. yer almaktadır. Mukormikoz için başlıca risk faktörleri; immünsupresyon, nötropeni, yanık gibi cilt bütünlüğünün bozulduğu durumlar, cerrahi yaralar, deferoksamin ve kortikosteroid tedavisi ile vorikonazol profilaksisidir. Bununla birlikte, en önemli risk faktörlerinden biri kontrolsüz diyabetes mellitustur. Diyabetes mellitus hastalarında sıklıkla rinoserebral tutulum gözlenirken, malignite öyküsü olan ve nötropenik hastalarda daha çok pulmoner veya yaygın mukormikoz ve fungemi olguları görülmektedir. Bu olguda, klinik ve laboratuvar bulguları nedeniyle yoğun bakım ünitesine yatırılan mesane kanseri tanılı hastanın tetkiklerinde C-reaktif protein (CRP), prokalsitonin ve serum laktat düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Hastadan iki set periferik venöz kan kültürü alındıktan sonra, septik şok ön tanısı ile ampirik intravenöz antibiyotik tedavisi başlanmıştır. Kan kültürleri koyun kanlı agar, Eozin Metilen Mavisi (EMB) ve Sabouraud Dekstroz Agar (SDA) besiyerlerine ekilmiştir. İnkübasyon sonrasında besiyerlerinde üreyen küf mantarlarının tanımlanması, Sanger sekanslama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. ITS1 (5’-TCCGTAGGTGAACCTGCGG-3’) ve ITS4 (5’-TCCTCCGCTTATTGATATGC-3’) primerleri kullanılarak elde edilen diziler, The Applied Biosystems™ ProFlex termal döngü (California, ABD) cihazında çoğaltılmıştır. Elde edilen diziler, BLAST veri tabanı (http: //www.ncbi.nlm.nih.gov/BLAST) kullanılarak analiz edilmiş ve etkenin Mucor circinelloides tür kompleksi olduğu belirlenmiştir. Antifungal duyarlılık test sonuçlarına göre hastaya intravenöz lipozomal amfoterisin B tedavisi başlanmıştır. Antifungal tedavinin dördüncü gününde alınan kontrol kan kültüründe üreme saptanmamış; ancak hasta yatışının 10. gününde eksitus olmuştur. Literatürde sekanslama yöntemi ile doğrulanmış Mucor circinelloides fungemi olguları sınırlıdır. Bu olgu sunumunda, Mucor circinelloides tür kompleksi’nin neden olduğu fungemi olgusunun klinik ve mikrobiyolojik özelliklerinin sunulması amaçlanmıştır.

DERLEME
9. 
Tirozin kinazların dünyası: Reseptörlerden inhibitörlere kapsamlı bir bakış
The world of tyrosine kinases: A comprehensive look from receptors to inhibitors
Sümeyye Nur GÜRSOY, Buket DEMİRCİ
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.67915  Sayfalar 169 - 182
Hücre içi sinyal iletiminde önemli rol oynayan enzimler olan tirozin kinazlar, hücre büyümesi, farklılaşma, metabolizma ve apoptoz gibi temel hücresel süreçlerde görev alır ve aşırı aktivasyonları hücresel kontrol mekanizmalarının bozulmasına yol açar. Bu enzimler proteinlerin tirozin kalıntılarına fosfat gruplarını ekleyerek (fosforilasyon) hücresel yanıtları düzenlerler. Tirozin kinazlar, reseptör tirozin kinazlar (RTK) ve reseptör olmayan tirozin kinazlar (NRTK) olmak üzere ikiye ayrılır. İnsanlarda 20 alt aileye ayrılan 58 adet bilinen RTK bulunmaktadır. Reseptör tirozin kinazlara ligand bağlanması sonucu dimerizasyon gerçekleşir ve hücresel bağlama göre adaptör proteinler ve kenetleme proteinleri aracılığıyla çeşitli sinyallemeler başlatılır. Sinyallemeyi ligand konsantrasyonu, stres faktörleri, endozomlar, endoplazmik retikulum gibi birçok faktör etkilemektedir. Aktivitelerinin sonlanması ise reseptör internalizasyonu ile gerçekleşir. Dokuz ana aileye ayrılan reseptör olmayan tirozin kinazlar ise hücre proliferasyonu, T ve B hücre aktivasyonu, sitoskeleton yapılandırılması, aktin remodelleme, hücre adezyonu ve motilitesi, hematopoez, inflamasyon gibi birçok olayda rol oynar. Tirozin kinazların deregülasyonları ve anormal ekspresyonları birçok kanser türüyle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle tirozin kinaz inhibitörleri (TKI), hedefe yönelik kanser tedavilerinde önemli bir yer edinmiştir. Tirozin kinaz inhibitörleri, reversibl (geri dönüşümlü) ve irreversibl (geri dönüşümsüz) olmak üzere iki grupta sınıflandırılmaktadır. Reversibl grup ayrıca, ATP bağlanma cebinin ve aktivasyon döngüsünün konformasyonuna göre, kendi içinde dört ana tipe daha ayrılmaktadır. Tirozin kinazlar, hücresel sinyal ağlarının merkezinde yer alarak pek çok biyolojik sürecin düzenlenmesinde görev alır. Yalnızca bir sinyalin iletilmesiyle sınırlı kalmaz; hücrenin kaderini belirleyen karar noktalarında da aktif biçimde rol üstlenirler. Bu derlemede, tirozin kinazların yapısı, dimerizasyon ve aktivasyonu, ligand düzenlenmesi, sinyalleme mekanizmaları, degradasyonları, inhibitörleri ve tüm bu süreçlerin hücresel işleyiş üzerindeki etkileri detaylı biçimde incelenecektir.

LookUs & Online Makale
w